Kürt (Güneydoğu) Sorununun Yürek Yakan Diğer Bir Boyutu
Türkiye’nin kurulduğu 80 yıldan beridir gündemde olan ve son 20 yılda yaşanan çatışmalarla birlikte daha da şiddetlenen Kürt sorunu -isteyen buna Doğu yada Güneydoğu sorunu da diyebilir- şimdiye kadar hep politik, askeri veya ekonomik bir sorun veyahut birtakım dış güçlerin iç işlerimize müdahale ederek kardeş iki halkı birbirine kırdırıp ülkenin önünü tıkama ve güçlenmesinin önüne engel koyma gayretlerinin bir sonucu olarak algılandı. En son, Abdullah ÖCALAN' ın yakalanması ile birlikte dinmeye başlayan çatışmalı ortamda Türkiye; Türkü ve Kürdüyle, sivili ve askeri ile her açıdan büyük acılar çekti ve onarılması güç tahribatlar yaşadı. Bu süre zarfında yaşanan "düşük yoğunluklu"/uzun soluklu kör savaşta 40-50 bin insan kaybedildi, 100 milyar dolar heba oldu, ekonomi iflasın eşiğinden döndü. Ülke, yaşanan yoğun insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası mahfillerde ağır itham ve suçlamalara muhatap kaldı ve en kötüsü de, kavgayı kazanmak adına kullanılan "kirli" yöntemler neticesinde ortaya çıkan çeteler devletin pek çok kurumuna sirayet ederek, "yönetsel bir kirlenmeye" sebebiyet verdi ve saygın pek çok müessesenin halkın gözündeki meşruiyet ve prestijine halel gelmeye başladı. Bütün bunlar yaşandı. Bir kısmının toplumda meydana getirdiği tahribat ise halen devam ediyor. Bunların en önemlisinin de, hiç şüphesiz, çatışma sahasının sivilsizleştirilmesi amacıyla bölge kırsalının neredeyse tümünün çok kısa bir süre içerisinde "tehcir" vari bir surette boşaltılarak Türkiye' nin dört bir yanındaki kentlere hazırlıksız ve plansız bir şekilde savrulması sonucunda, göç eden insanlarla ilgili olarak ortaya çıkan ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel ve ahlaki problemlerdir. Evet gerçekten de, Türkiye' deki mevcut ekonomik zafiyetten insan hakları ihlallerine, demokratikleşmedeki aksaklıklardan devletin içindeki Susurluk ve benzeri çeteleşmelere, banka hortumlama ve diğer yolsuzluk olaylarından sokak çocuklarına ve kapkaç olayları, tinerci ve özellikle töre cinayetlerine kadar iç karartıcı pek çok sorun, doğrudan yada dolaylı olarak, bir şekilde, Kürt sorunu ve ondan kaynaklanan gerginlik ve şiddet ortamının doğurduğu problemlerle bağlantılıdır. Ama son yıllarda iyice gün yüzüne çıkan ve her düşündüğünde bu satırların yazarını derin hafakanların basmasına neden olan bir sorun var ki, o da, köyden kente doğru yaşanan bu göçün doğurduğu derin ahlaki yozlaşma ve kültürel dejenerasyondur. Eğitimsiz, mesleksiz ve işsiz-güçsüz çok çocuklu milyonlarca geniş Kürt ailesi, büyük şehirlerin varoş semtlerinde büyük zorluklar içerisinde yaşam mücadelesi vermektedir. Baba, kalifiye bir eleman olmadığı için son derece düşük ücret ve elverişsiz şartlarda günde 10-15 saat çalışmak durumunda kaldığı; anne ise, eğitimsizlik yada toplumsal baskılar yüzünden evinden çıkıp çalışma ve ailenin geçimine yardım etme imkanına sahip olmadığı için, yoksulluk hatta açlık sınırının çok altında kalan aile bütçesine katkıda bulunma görevi, caddelerde ve sokak ortalarında yada şurada burada mendil yada su satmaya çalışan beş-altı yaşlarındaki çocukların minicik omuzlarına binmektedir. Bu çocukların ekseriyeti ilk öğrenim bile görememekte ve kendi ailelerinden de çoğu zaman yeterli terbiyeyi alamamaktadırlar. Sokak ortasında büyüyen bu çocuklardan erkek olanlarının, daha sonra, mafya yada diğer suç örgütlerine dahil olmaları; kızların ise, maalesef fuhuş bataklığına sürüklenmeleri pek kuvvetle muhtemeldir. Kuvvetle muhtemeldir diyorum, çünkü, onların o körpecik beyinlerini ve bedenlerini kendi meş' um emellerine sermaye ve meta yapacak karanlık çetelerin, onları tuzaklarına düşürmek için tezgahlarını her yerde çoktan kurmuş olduklarını biliyorum. Üstelik ne devletin ne de başka kurum ve kuruluşların hiç birisi, meseleye gerektiği kadar ilgi göstermemektedir. Ne de olsa devletin ve hükümetin AB' ye üye olmak, Kıbrıs’ da kalıcı çözüme ulaşmak, Irak' da söz sahibi olmak ve nihayet, ekonomiyi düzlüğe çıkarıp enflasyonu düşürmek gibi.. halledilmesi gereken çok daha ali ve önemli meseleleri vardır. Kürtler için çalıştıklarını söyleyen Kürt siyasal hareketleri de, aynı şekilde; solda birlik kurmak, 1 Mayıs veya Nevruz benzeri günlerde polis kuvvetleriyle karşı karşıya gelerek onlarla kavga etmek, çevre kirliliğini, küreselleşmeyi, NATO' yu ve ABD' yi protesto etmek yada, ne bileyim.. hayvan haklarını savunmak gibi… çok daha fantastik ve fakat çoğu anlamsız ve demode olan birtakım ideal ve politik önceliklere sahipler. Fakat maalesef, ne dini ve ahlaki değerleri ağır basan, ekonomiden dış politikaya kadar el attığı pek çok konuda hakikaten takdire şayan işler çıkaran AKP Hükümetinin ve devletin öteki birimlerinin, ne de “Kürt kurumları” oldukları iddiasındaki DTP ve öteki teşkilatların; yalnızca Diyarbakır' da sayıları 10 bini aştığı söylenen kötü yola düşürülmüş Kürt kadınlarının feryadını duymaya, uyuşturucu ve fuhuş batağına saplanan (bölge) Kürt gençliğinin derdini dinlemeye yada sokak çocukları sorununa çözüm bulmaya, töre cinayetleri ve yaygın intihar vakalarına ciddi bir şekilde eğilmeye o kadar da niyetlerinin olmadığı görülmektedir. Bilindiği gibi, modern döneme geçildiğinden beri, toplumdaki insanların eğitilmesi ve cemiyete yararlı bireyler haline getirilmesi için gerekli ortamın kurulması ve çabanın gösterilmesi, devlete yada onun teşkilatlandırdığı yada en azından kendilerine ön ayak olmak suretiyle destek sağladığı siyasi yada sosyal öteki kurum ve kuruluşlara ait bir görev olduğu düşünülmektedir. Bu konuda bizde olması gereken de budur. Fakat bir husus daha var ki, üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Türkiye özelinde düşünüldüğü vakit, pek çok sorunla boğuşan devletin, bütün bu görevleri arasında kalkıp da sözünü ettiğimiz bu meseleye çözüm getirmek adına yeterli performansı göstermesini beklemek her zaman mümkün olmayabilir. Bu, devlet adına anlaşılır bir durumdur. Devletin, bu konuda var olan engelleri kaldırarak birtakım teşviklerde bulunması bile yeterlidir aslında. Bu hususta en büyük görev, hiç şüphesiz, sivil kuruluşlara düşmektedir. Peki Kürt parti ve dernekleri ne yapıyorlar bu alanda? Eminim ki, DTP' de bugün politika yapan her düzeydeki hemen her üye ve yöneticinin çevresinde yukarıda saydığımız sorunlardan bire bir muzdarip olan en az bir-iki yakını yada tanıdığı vardır. İşin aslı, Kürt halkının dil, kültürel yada siyasi kimlik gibi sorunlarının yanında, en az onlar kadar önemli daha pek çok problemleri daha vardır ve bunların acilen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Devleti ve sistemi suçlamak yerine, Vatanını milletini seven Türkü ve Kürdüyle herkesin, halkın kanayan bu yarasına bir merhem bulmak için elini taşın altına sokması gerekir.
ObiDergi ekibine kahve ısmarlamak ister misiniz? :)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
Bu Yazarın Önceki Yazıları |
Son Haberler |
|
|
|
|