|
|
Hayat Esintileri
müfrit havuzlu bahçelerde ve koskocaman evlerde umursamayicilar...
ObiDergi ekibine kahve ısmarlamak ister misiniz? :)
Etiket
Hayat yürüdügümüz bir yol. Farkli kollardan geçim denilen zor zanaatla yasamsal sorunlarimizi asmaya çalisiyoruz. Tüm kapilari açan parayi kazanmak için her seyi yapanlarimiz var. Peki para açabilir mi her kapiyi, aslinda satin alabilir mi ki kisiyi?.. Para veriyorsun “mal” alabiliyorsun ihtiyacini görmek için onunla isini görüyorsun. Oysa Orhan Veli Kanik “Hava bedava bulut bedava” demisti ne güzel. Ne söylerdi eski bir sarkiysa; “para para para varligi bir dert yoklugu yara”. Iki deyis arasinda ne büyük çeliski… Kimimiz için cebimizde hiç durmadan gidecek bir yeri olan “gider” iken onca sikilmanin gayesi nedir, ya insanlarin ona ulasmak için attiklari sayisiz taklanin anlami ne olabilir. O halde para denilen sey kimi için elimizin kiri, kimi içinse bir amaç. Öyle ya bazilarinin bu yolda her türlü çiglik yapisina kaçimiz sahit olmusuzdur. Onlara sorarsaniz bu bir haktir ve bazen her yol mubah sayilmaktadir. Türlü dayanaklar bulurlar yoksa da uydururlar. Çalisma ile para kazanma asla birbirine karistirilmamalidir. Elbette bir hak olan çalismak yasamin sartidir. Fakat bu hak kullaniminin sekli vardir, eskilerin deyimiyle adab-i muaseret denilen çogumuzun uymak zorunda hissettigi görgü kurali denilince toplumca genel kabul gösterilen kurallar çerçevesinde yapilan çalisma kastedilmektedir. Çalisan hepimizin dostudur. Öte yandan konunun ahlak boyutunun disinda ünlü birkaç sözü dile getirmenin faydasi var. W.Shakespeare para için “evrensel bir orospu” der. Goethe ise “uluslarin pezevengi” ifadesini kullanir. Halk arasinda da türlü argoya kaçan hatta argo ifadelerle anilan ancak bunca sikintiya katlanip kantarin topuzunu kaçirtan bu “el kiri”nin eskiden tefeci denen faizcileri vardi. Hatta faizcilik ile nam salan kisilere yaptiklari isle iliskili lakaplar da takilirmis. Bugün de var esnafim yine tefeci elinde hiçbir sey degismedi ülkemde. Yillar geçse de her geçen gün kötüye giderken vatandasimin pazar filesi her geçen gün ufalmaktayken bazilarininki sisiyor bir yanda. Alim gücü resmi rakamlara göre yüzde 40 oraninda düserken eski tok gözlü aliskanligiyla “olsun buna da sükür” deyip geçiyor güzel insanlar. Asgari ücret 403 YTL olmus nasil geçinilir bu rakamla? Yoksulluk siniri 1000 YTL’ye dayanmis, 4 kisilik ailenin mutfak masrafi 600 YTL üstelik demiyor halkim. Çogu kisinin ek isle yasamak zorunda kaldigi ülkemde uluslar arasi kabul görmüs günlük çalisma saati 8 saat iken yasadigi zorlu kosullarla bile bunu önemsemiyor halkim çünkü onun için geçim derdi agir basiyor, Rizkini yeterli bulup bagrina tas basiyor. Kendini öyle avutuyor halkim. Bir yanda milyonlarla oynayanlar bir tarafta onlar. Yoksulun yoksullastigi zenginin varsillastigi bir acayip döngü sürüp giderken “yiyin efendiler tiksirincaya kadar yiyin” diyen Tevfik Fikret’in, Asik Mahsuni Serif’in türküyle dile getirdigi “yoksulun sirtindan doyan doyana” sözleri çoktan unutulup gitmis, anlamini yitirmis. Arada uçurumlar, sikkin yüzler, karamsarliklar var oysa… Sonu yok simdi yemenin. Katlar, yatlar, villalarin sonu yok. Içinde insanin degerinin olmadigi bir oyunda duygu ile düsünce yoklugu sadece kuru bir yapi ortaya çikarmis gitmis. Çiksa ne olurdu, ne olurdu ki tursusunu bile kuramayacaklari onca hirsin onca kurdun yasamlarinda yasarken katacaklari sermaye büyüklügünün yazdiklari. Ne yazar, kaç yazar topu topu parayla kurduklari egemenliklerinin disinda yasarken kaybettirdiklerinin disinda… Türkiye disariya eskisinden daha bagimlidir. Onlara sorsaniz bir gün ekonomi düzelecek her sey bitecek. Bir ülkenin gelismesi ekonomik bagimsizliktan geçer sözleriyle avunmus yillarca insanimiz. Nazim Usta “beyler bu vatana nasil kiydiniz” siirleriyle hesap sordugu gün yargilanmis vatan hainliginden, oysa vatanlari disinda aziz bir sey olmadigini beraber mutlu ve müreffeh yasamayi hak ettiklerini kastettigi anlatilamamis onlara… Ya baskalari, öbür sorunlar… Ülkemde her geçen gün agaçlar kesiliyor, ülkem yaniyor, yurduma can veren akcigerler kaniyor. Ilkokullarda ögretilen güzel bir sarki var: “Yuvadir kuslara örtüdür topraga can verir dogaya ormanlar yurdumda”… Talan, vurgun devam ederken vatanin tabii güzellikleri korunmuyor. Oysa o güzellikler kolayca ortaya konmadi yillar boyu. Ucuz hamasi nutuklar onlari kurtarmaya yetmiyor. Bir fidan ne kadar sürede agaç olur gölge yapar altinda serinletir bizi. Öyle ya insana deger vermeyene bitkinin ne önemi var. Bazi insanlarimiz fazla kazanç ugruna dogal güzellikleri de hiçe sayiyor. Yasanilasi çevrenin yok olusunun ardindan sonuçlar geliyor, kuraklik ve pahalilik… Sonra arkasindan deniyor ki suyu idareli kullan… Gösterme parklarla yesile sahip çikiliyor. Yesil alanlar bir bir parsellenirken yine büyük bir çeliski sergilenmis oluyor. Dertli Divani’nin sözlerindeki gibi su yasanilasi dünyanin ne tadi ne tuzu kaldi. Güzelliklere sahip çikmak bu güzellikleri bizden sonrakilere birakmak gibi önemli bir sorumlulugumuz varken. Dogadaki canlilar bizi bir gün terk edip giderlerse insan olusumuzun da önemi kalmayacak. Karbondioksit orani yükselip oksijen kalmazsa... Kuslar ölür, çiçekler açmaz, kar yagmaz ise… Geçim derdinin yaninda daha büyük bir gerilim baslayacak. Bu gerilim zengin fakir diye ayirmayacak, temiz havaya hasret kalacagiz hep birlikte… Bu gidisatin sonu nedir? Nazim Hikmet’in dedigi gibi “yüreklerin kulaklari sagir”. Yoksa bir firtina öncesi sessizligi mi? Acaba insanlik için sosyal bir patlamanin kosullari mi olusuyor diye sormadan edilemez… Ama tik yok, sesler kisilmis sanki! Bir yanda can çekisen doga, bir yanda çogunlugu günde 1 YTL’yla geçinmeye çalisan insanlar. Dinmeyen Müzik grubunun sarkisindaki gibi “bir ülkem var düslerimde gördügüm” Düslenen o ülke neden böyle? Insanlar niye böyle? Hiç bir zaman hesap soramayan halkimiz… Ancak her seye ragmen hayalleri öldürmemek gerektigini ögrenmeli. Çünkü insana umut veren onlardir. Yasam acisi ve tatlisiyla sürerken yasananlardan ders çikarildigi sürece ileri adimlar atilabilir çünkü. Daha dogrusu iyi yasamanin kapilari zorlanmalidir. Yoksa ayni hatalar tekrarlandikça yerinde saymak kaçinilmaz olacaktir. G.Santayana’nin deyisiyle geçmisi hatirlamayanlar onu bir kez daha yasamak zorunda kalacaklardir. Öyle degil mi? Hem de bütün acisiyla birlikte… Özgür KARAKAYA Iletisim Uzmani ozgkara@hotmail.com
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
Hayat Esintileri |
En Çok Okunan Yazılar |
|
|
|
|
Kısa İpuçları
|